anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2014 Perşembe

BEBEK BAKIM

Aden şuan yaklaşık 7,5 aylık.
Su gibi akıp giden bir zaman, ışık hızı ile büyüyen bir bebek. Bitmek tükenmek bilmeyen bir annelik güdüsü, her şeye yetişme telaşı. Bu yazıyı gururla yazıyorum diyebilirim. Çevremden öyle güzel yorumlar alıyorum ki Aden ile ilgili. Bu bana enerji ve güç veriyor. Her gören ‘’harika bir çocuk yetiştiriyorsun’’ diyor. Nasıl iyi geliyor bu anlatamam… İnsan duymak istiyor böyle güzel şeyler. Tabi ki her anne harika çocuklar yetiştiriyor lütfen yanlış anlaşılmasın. Her anneye, -anne olduktan sonra özellikle- inanılmaz bir saygı duyuyorum. İnsan gerçekten anlamıyormuş anne olmadan… Nasıl zor bir meslek, ne kadar meşakkatli bir yol…

Facebook , instagram, twitter ve blog’ta ki takipçilerimden şahane mailler alıyorum, bir çok anne Aden’in bakımını yahut neler yaptığımı soruyor. Hepsine vakit ayırıp, detaylıca dönmeye çalışıyorum. Buradan da genel bir açıklama yapmak istedim, belki faydalanmak isteyenler olabilir… Bu platformdan sonra bir kişiye bile yardımım dokunsa, huzur buluyorum, paylaşmak güzel şey.

En baştan başlayayım, Aden çok ufak bir bebek olarak doğdu. Zaten hamileliğimde baya olaylı geçmişti, amniosentez & genetik testler vs. oldukça yorucu bir süreçti bizim için. Daha hamileyken doktorlarım ile konuşurduk neler yapacağız bu çocuk doğduktan sonra diye. Allah’a şükür hiçbir sağlık problemi olmadı… Doğduğunda 3.110 gr ve 46 cm doğdu. 46 cm diyorum varın gerisini siz düşünün mini minnacık bir adam :) Ama öyle güzeldi ki, Allah’ımmm tertemiz bir bebekti. Işıl ışıl… Burada anne kendi çocuğunu övüyor :) :) :)
Doğar doğmaz hemen emzirdim zaten Aden’i. Acıbadem Hastanesini bu konuda tebrik ediyorum, emzirme uzmanı hemen odaya çıkar çıkmaz biniyor tepenize, anlatıyor uzun uzun. Gösteriyor, ilgileniyor hem bebeğiniz ile hem sizinle. Allah’a şükür emme refleksi kuvvetli bir bebekti, sütüm de geldi. Kolay başladık yolumuza… Eve çıktıktan sonra da devam ettik emmeye, Aden her ağladığında & her istediğinde verdim meme. İlk etapta saatle pek işimiz olmadı bizim, her canı istediğinde emzirdim diyebilirim. Tabi bu sarılığı da kolay atlatmamıza sebep oldu. Daha ikinci haftasında inanılmaz bir kilo aldık. Aden’in memeyi boşaltamadığı zamanlarda ben hep makine ile sağdım kendimi. Biriken sütü bir müddet bardak, bir süre sonra ise biberon ile vermeye başladım. Biberon kullanmaya başladığımızda birçok kişi -aman yapma etme- dediyse de ben kimseyi dinlemedim. Nasıl olsa çalışma hayatına geri dönecektim, bunda bir sakınca görmedim. Hatta Aden’in toparlanmasında büyük etkisi oldu. Bu işin beslenme kısmı idi.
Bir de, bakımı var… Ben doğduğundan beri hep konuştum oğlumla, anlattım yaptığım her şeyi ona. Bebek nasıl olsa, bir şey anlamaz demedim hiç. Tabi bu konuda hamilelik öncesi aldığım eğitim ve okuduğum kitapların inanılmaz etkisi oldu. Sonrasında ise pedagog ile hummalı bir iletişim ve kontrol halinde olduk hep, hala da öyleyiz. Bebekler gerçekten ilgi & alaka delisi.
Aden’in göbeği altı günlükken düştü ve ben bu altı gün boyunca hiçbir şekilde yıkamadım oğlumu. Tabi bunun savaşını vermek epey zor oldu ama, başardım. Altı gün boyunca kuru bakım yaptım, altı günün sonunda ise büyük bir keyifle yıkadım oğlumu. Ondan sonraki günler ise bir ritüel oluşturdum ve her akşam yıkadım Aden’i. Banyo, banyo sonrası masaj, beslenme ve gece uykusu. Bu düzen hala aynı, hiç değiştirmedim. Şuan 7,5 aylık ve mutlaka saat 21.00 de uyumuş olur. Gece -ilk iki aylık olana kadar- altını değiştirdim ben. Sonra gece uykusunda altını almamayı denedim, başardım. Gündüzleri ise her 3-4 saatte bir dolsun ya da dolmasın alt temizliğini hep bu şekilde yaptım. İlk aylar yani ilk üç ay sadece saf su ile yıkanmış ıslak mendiller kullandım, biraz masraflı ama onların popişleri için değer :) Üç aydan sonra alkolsüz ve organik mendillere geçiş yaptım. Pişik kremini günde bir defa kullandım onu da gece uykusunda önce. Pişik problemimiz olmadı çok şükür.
Kıyafetlerine gelince ilk üç aylık kıyafetlerini daha hamile iken organik almıştım. Yıkamak için ise biz büyüklerin deterjanlarından farklı bebek deterjanları kullandım. Ütüsüz hiçbir şey giydirmedim, hala da öyle yapıyorum. Şimdi çalıştığım için epey zorlanıyorum ama gerekirse işe gitmeden önce günlük ütü yapıp bırakıyorum ama asla ütüsüz giydirmiyorum. Pipirikli bir anneyim belki ama emeğimin tüm karşılığını aldım Aden’in gelişiminden.

İnanmayacaksınız belki, Aden hemen hemen dört aylık olana kadar hiç program yapmadım kendime özel. Sürekli plan ve programımız Aden’in üzerine oldu. Aden’in ailesine alışması, evine alışması, yatağına alışması, dünyaya alışması vs derken tüm bu düzen dört ayımızı aldı.
Dört ayın sonunda da öyle deli gibi değil, sırası geldikçe dışarı çıkarmaya, onu dış dünya ile tanıştırmaya başladım. Algısı kuvvetlendikçe bazı şeyleri algılamak ona daha kolay geldi. Dört ayın sonunda ise artık her dışarı çıktığımızda etrafını dikkatlice izlemeye başladı. Aden’i götürdüğüm ortamlar seçici kalabalık, yani onun kendisine uygun ortamlar. Asla ona yabancı, onu korkutacak hiçbir ortama sokmadım. İnsanlar ve kalabalığı yavaş yavaş sundum ona, inanın öyle işe yaradı ki. Aden’in düzenini bozacak her şeyden uzak durdum hala da öyle yapıyorum. Ve neticede Aden çok mutlu bir bebek oldu, şimdi girdiği her ortama kolay adapte oluyor. Hemen çevresini tanıyıp, gülücükler saçıyor etrafına.
Aden’e dört aylık olana kadar ben baktım, harika zamanlar geçirdik birlikte. Dört ayın sonunda işe dönmem gerektiği için onu babaannesine emanet ettim. O sancılı dönemi ne anlatmak ne hatırlamak istiyorum. İlk zamanlar kabus gibiydi. Evden çıkarken ağla, işe gel ağla… Kavuşunca ağla… Şimdi daha rahatım, içim acıyor ama alıştım herhalde bu duruma. Babaannesinden; Aden’e  bizim evimizde bakmasını rica ettim, bu onun hem uyku düzeninin hem de ev düzeninin bozulmaması için en uygun karardı. Doktorumuz ile buna karar kıldık ve sağ olsun babaannemiz de kırmadı bizi. Her sabah saat 08.30 gibi geliyor, Aden düzenli olarak 07.00-07.30 arası uyanıyor. Babaannesi gelene kadar ben alt bakımını ve üst değiştirme görevini gerçekleştiriyorum. Hatta günaydın ile başlayan şarkılar söyleyerek keyifle çıkıyoruz yataktan. Mesela ben Aden’e ‘’günaydıııııın anneciiiim’’ diyene kadar donuk, uyku mahmuru bir bebek olarak kalıyor yatakta. Ben o cümleyi söyleyince aman Allahhımmm, birden gün aydınlanıyor sanki. O an dünyalar benim oluyor inanın.
Yaklaşık üç haftadır ek gıdaya geçiş yapmış bulunmaktayız :) İşte savaş bu… Öyle zor ki… Çocuk alışmış içmeye, yemek onun için büyük eziyet yedirmek ise asıl felaket :)
Aden’in yemeklerinin günlük hazırlanmasını tercih ediyorum. Akşamdan vs. asla vermiyorum. Zaten haftada dört gün çalışıp, üç gün evdeyim. Bu sebeple asla Aden’e akşamdan pişmiş bir şey vermiyorum. Babaannemize sabah çıkmadan ne yemesi gerektiğini söylüyorum, o öğlen mönüsü olarak hazırlıyor. (bir ara isterseniz Aden’in mönüsünü paylaşabilirim sizinle)
Öğleden sonra ya yoğurt ya meyve yiyor, bunu da babaannemizle şöyle paylaşıyoruz. O yoğurt vermişse, ben akşam işten geldikten sonra meyvesini yediyorum ya da tam tersi. Tabi hâlâ asıl öğünümüz anne sütü. Hiç acele etmiyoruz, doktorumuz da bu görüşte. Ne kadar yemek isterse o kadar yiyor, aslına bakarsanız yiyor demek yanlış tadına bakıyor şimdilik. Özenle hazırladığım sebze çorbasını hüzünle döktüğüm çok zaman var :)
Yoğurt olarak kesinlikle evde mayalanmış olanı tercih ediyorum. Azar azar mayalayıp, yine taze öğünler olarak yediriyoruz onu da.
Babaannemizden akşam saat 19.00 – 19.30 gibi görevi geri alıyorum. Saat 21.00 a kadar biraz yemek, biraz oyun, banyo ve uyku ritüelimiz devam ediyor.
Havaların ısınmasıyla birlikte, Aden’de park ve açık hava sezonunu açmış oldu. Mutlaka her gün yarım saat yahut bir saat şeklinde hava aldırıyor babaannesi.

Gelelim Tv meselesine, çok tartışılıyor ama ben izletmiyorum oğluma. Çok kuralcı bir anne olmak istemiyorum, öyle bir şey hayal de etmiyorum zaten ama her şeyin zamanı geldikçe olsun istiyorum. Aden şuan tv için çok ufak. Pedagogumuz Aden tv seyretmediği için bu kadar algısı yüksek bir bebek diyor, bilemiyorum doğru ya da yanlış. Bu her anneye göre değişir, bu benim yetiştirme şeklim. Babaannesi tam gün bizde olduğundan, tv tabi ki açık ama benim bu konuya olan yaklaşımımı bildiğinden o da kendince bir çözüm buldu konuya. Aden’in oyun halısının çevresini yüksek minderler ile kapladı. Görüş yasak ama ses muazzam :) Tv den gelen sesler korkunç yahut yüksek olmadıkça bu yöntemi doktorumuz da onayladı. Herkes mutlu anlayacağınız :)
Aden’in oyuncak seçimine gelirsek kesinlikle oyuncak delisi bir bebek yapmak niyetinde değilim onu. Aldığımız tüm oyuncaklar motor gelişimine yardımcı türler. Zaten öyle çok oyuncağı da yok. Daha yeni yeni almaya başladık diyebilirim. Onu üretmeye, geliştirmeye, kabiliyetlerini keşfetmeye yardımcı olacak nesneleri tercih ediyoruz. Bunu kesinlikle her anneye tavsiye ederim. Eğitici kitaplar ile şimdiden tanıştırın bebeğinizi. Hani şu ışıklı, tüylü, sesli kitaplar. Acayip işe yarıyor. Hem bu ileride çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmada baya işimize yarayacak bence :)



İşte böyle…
Zor hem de çok zor ama değiyor…
Onlar bir gülsün her şey, tüm yorgunluk bitiyor.
Konular ile alakalı soracak sorularınız olur ise mail atabilirsiniz, geç te olsa cevaplanacaktır :)

Sevgiler,

20 Mart 2014 Perşembe

Aden Yarım Yaşında :)

Vallahi çocuğum tam yarım yaşında :) Nasıl tatlı bir heyecan anlatamam, görmemişin çocuğu olmuş sendromuna yakalandım resmen :) Yarım yaş ne ? di mi yani ? Ama insan bebeğinin büyüdüğünü gördükçe bayram havası yaşıyor adeta, bendeki de tam olarak böyle bir şey.
Daha dün gibi hatırlıyorum hamile olduğumu öğrendiğim günü, ne çabuk geçti... O kadar çok şey yaşadım ki acısıyla tatlısıyla... Hastanede Aden'i kucağıma verdikleri gün dün gibi... Benim minik oğlum büyüdü, 6 aylık oldu. Allah daha nice güzel yaşlarını göstersin...
Her gün yeni şeyler keşfedip, her gün yeni şeyler öğreniyor. Nasıl da mutlu oluyor ufacık şeylerden, yorgun argın eve gelip, onu ilk gördüğüm an tüm yorgunluğum tüm üzüntüm gidiyor. Canım ne kadar sıkkın olursa olsun Aden'i kucağıma aldığımda hepsini unutuyorum.
Onunla birlikte bende olgunlaşıyorum... Anne olmak bir anda büyümek gibi bir şey zaten, muhteşem bir duygu. İnsan nasıl bu kadar anaç olabiliyor... Oluyor işte... Aden'in gelişi ile tüm hayatım değişti, her şeyi onun için yapar oldum. Çevremi daha iyi analiz edip daha iyi yönetebiliyorum. Artık eskisi gibi canımı sıkan şeylere günlerce üzülmüyorum, hatta takılmıyorum bile. Tüm önceliğim Aden... O'nun için neler yapabilirim, nasıl daha güzel vakit geçirebilirim, ona neler öğretebilirim gibi sorular ile meşgulüm sürekli. Kimseye aldırış etmiyorum açıkçası. Oğlum sayesinde bende olgunlaştım, gerçek aile olmanın ne demek olduğunu onunla hissettim üstelik tüm bunları sadece altı ay gibi bir zamanda anladım. Daha beni kim bilir nasıl güzel yıllar bekliyor.

İyi ki geldin oğlum, evimizi şenlendirdin. Bize aşk kattın, mutluluk kattın. Gerçek sevginin nasıl anlamlı olduğunu yeniden hatırlattın. Varlığın annene & babana güç veriyor, senin için tüm yolumuz... Senin için tüm çabamız, sen hep mutlu ol. Senden hayattaki yegane beklentimiz sadece mutluluğun ve sağlığın. Seni her şeyden çok seviyoruz, hep yanında hep arkandayız. Biz seninle aileyiz, karı-koca olan kimliğimiz seninle birlikte anne-baba 'ya terfi etti. İyi ki varsın Aden'imiz...

Seni çok seven,
Annen...

 Aden 1 aylık :)

Aden 2 aylık :)

 Aden 3 aylık :)

Aden 4 aylık :)

Aden 5 aylık :)

Aden 6 aylık :)

19 Mart 2014 Çarşamba

Ofis Saçları

Güneşli bir İstanbul sabahından herkese günaydın...
Dışarıda insanın içini dolduran, ısıtan, gülümseten, pozitif olmaya iten şahane bir hava var...

Kim ne derse desin havalar insanın güne başlamasında önemli etken, yani benim için öyle ne yalan söyleyeyim. Mesela ben gri havaları hiç sevmem, o gün ne kadar keyifli olursam olayım hep depresif bir havam vardır, ara ara modum düşer. 
Ama bahar öyle mi ? 

Evden çıkmadan önce saçımla fazlaca haşır neşir olduğumdan sanırım aklıma böyle bir post hazırlamak geldi, iş hayatında olmak demek hızlı makyaj, hızlı saç şekillendirme ve hızlı kombin yapma konusunda master degree olmak demek bana göre. Makyaj konusunda oldukça hızlıyım, kombinde de fena sayılmam ama bu saç beni benden alıyor. Kabusum resmen. Sizin de böyle ise, mahmure.com'dan derlediğim çeşitli modeller hayat kurtarıcınız olabilir. 

İyi seyirler, güneşli havalar kızlar !

Kahkül kestirdikten sonra ofiste en çok kullandığım model bu benim :)


H.Sonu kaçamaklarında en ideal topuzum mesela :)






10 Mart 2014 Pazartesi

Çocuk Demek...



Pulsuz Dilekçe

Sevgili Anne ve Babacığım,

Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta, uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde her zaman koruyup kollamayın.

Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartın. Hep çocuk kalmak isterim sonra.

Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalır.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlamayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlıklar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak, birbirimize saygı ve sevginin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaşındayken…” diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni korkutup sindirerek suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışımın üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı müddetçe cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve öz olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabalayın. Beni başkalarıyla karşılaştırmayınız; umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkışmayın; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında bende sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çalışmayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum ara sıra sizi üzüyor belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse birçoğundan vazgeçebilirim; Yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.

Benden “örnek çocuk” olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.

Sevgiler, Çocuğunuz…

Benim, özellikle veli toplantılarımda okuduğum ve okuyacağım bir mektuptu yukarıda okuduğunuz yazı. Tek cümleyle bizi anlatan ve kulak verirseniz bize yardımcı olan ve yol gösteren bir yazı. Neredeyse tüm öğretmenler bu mektubu bilirler belki de sizler de biliyorsunuz. Peki, bizler bu mektupta yazılanları ne kadar dikkate aldık ya da alırız?

Önceki yazımda da dediğim gibi ebeveyn olmak dünyanın en zor mesleği ve en şefkat, sabır… gerektiren işi. Bu zorlukların mükafatı da büyük. Sadece karşımızdakinin çocuk olduğunu hatırlayalım.

Çocuk demek; küçümsemek ya da onları küçültmek değil,
Çocuk demek;onların göremediği ya da hissedemediği anlamına gelmez,
Çocuk demek; sadece sevmek değil,
Çocuk demek; çizgi filmler değil,
Çocuk demek; parayla satın aldıklarınız değil,
Çocuk demek…

Bir de yukarıdaki cümleleri olumluya çevirelim.

Çocuk demek; küçük de olsa birey oldukları ve saygı duyulmayı bekledikleri.
Çocuk demek; onların aslında her şeyi hissettiği ve hatta bunu size çeşitli yollarla belli ettikleri.
Çocuk demek; onlara sadece sevdiğini söylemek yerine belli de etmek.
Çocuk demek; zamanını iyi yönde değerlendirebileceği her şey.  
Çocuk demek; parayla satın alamadığınız duygular.

Sevelim, sevilelim, sevdiğimizi hissedelim ve hissettirelim. Zaman geçiyor. Elinizde olmadan bebeklerimiz büyüyor ve onlara yetişin. Yetişin ki bizler sizin çocuklarınızla gurur duyalım.

Her şey okullarda ya da hayatta öğrenilmez. Çocuğunuzun ilk öğretmeni siz olun.
Sevgilerle…

Sabiha Özkan Bada
Okul Öncesi Öğretmeni

20 Şubat 2014 Perşembe

Gazlı Bebek Anlatılmaz, Yaşanır !

Bebeğiniz gazlıysa, kime ne kadar anlatsanız da sizi en iyi, bebeği gazlı olan bir anne anlar. Paylaşılan çareler, anneanne/babaanne önerileri, doktor kontrolleri… Annelerin geçirdikleri o günlerin tarifi yoktur.
Tıpkı anne olduğunuzda, bebeğinizi kucağınızı aldığınız zamanki duygularınızı tarif edemediğiniz gibi…
Uykusuz geceler, insanın kendine ‘acaba sorun ben de mi’ diye sorduğu zamanlar elbette geride kalacak ve o tatlı varlık bir gün en tatlı gülüşüyle size bakacaktır. Peki ama ne zaman?


Dilerseniz biraz neden bebekler gazlı olur bir bakalım, anlamaya çalışalım.
Bebeklerin 55%‘i yaşamlarının ilk aylarında sindirim problemi yaşayabilir çünkü dünyaya geldiklerinde sindirim sistemleri henüz tam olarak gelişmemiştir.
Bebekler için en uygun besin anne sütüdür ve hayata en iyi başlangıcın yapılmasını sağlar.


Bebeğin anne sütü ile beslenmesi için hazırlık yapılması aşamasında ve emzirme esnasında sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamanız önemlidir.
Sütünüzün az olduğunu hissettiğinizde bebeğinizin beslenmesi konusunda her zaman doktorunuza ya da sağlık profesyoneline/uzmanına danışmanız doğru olacaktır.
Doktorunuzun da görüşüyle, gazlı bir bebek için en doğru seçim,
bebeğinizin sindirimi kolay besinlerle beslenmesidir.

Bebelac Nutrikonfor devam sütü, fermentasyon teknolojisi ile üretilmiştir. Fermantasyon, yoğurt ve benzeri ürünlerin üretiminde kullanılır. Fermente ürünler sindirime yardımcıdır.
Bebelac Nutrikonfor 2, 6. aydan itibaren kullanılabilen devam sütüdür. 6. aydan itibaren her gün en az 500 ml anne sütü veya yetersiz ise doktorunuza danışarak devam sütü vermeniz önerilir.
Bebelac Nutrikonfor 2’yi bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar kullanabilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir

6 Ocak 2014 Pazartesi

Çalışan Anne

Çok uzun zamandır blogu boşladığımın farkındayım ancak Rüzgo tüm zamanımı alıyor neredeyse. İşe başlayacağım için de pek üstüne düşmedim açıkçası blog falan :) İşte o gün geldi çattı... Ben bugün işime geri döndüm. Daha dün akşamdan başladım ağlamaya, içim çok tuhaftı. Bir yandan suçluluk duygusu bir yandan onun bana olan ihtiyacı diğer yandan kariyer yapma hevesi... Ne varsa işte...

Hiç kolay olmuyor tabi, insan duygu karmaşası yaşıyor. Nasıl zormuş anne olmak, nasıl zormuş evladından ayrı kalmak... Yüreğim taşıması zor, anlatması güç hisler ile cebelleşiyor. Sanırım bu tüm çalışan annelerin ortak kaderi, Allah'tan ki ben şanslıyım, Rüzgo'ya babaannesi bakacak. Bakıcı vs ile uğraşmayacağım çok uzun süre belki ilerde... Sevgi ile büyüyeceği için yüreğim soğuyor bir nebzede olsa. Sabaha geri dönecek olursak, evden çıkmak çok güçtü. Aden Rüzgar sanki işe gideceğimi anlamış gibi bütün gece kıpır kıpırdı. Sabahta benle birlikte kalktı, babaannemiz de o sürede eve çoktan gelmişti. Bir yandan hazırlanıyordum bir yandan da kahroluyordum tabiri caizse. Pek üzerinde durmamaya çalışsam da hislerime engel olamıyor, yapamıyordum. Kokusunu içime çeke çeke bir hal oldum. Kendimi kötü anne olarak ilan ettim içten içe. Psikoloğum ile defalarca bu konuyu konuşmamıza rağmen atamıyordum o duygu yükünü nitekim artık onu bırakma zamanım gelmişti. Son kez kokladım, öptüm öptüm ve çıktım evden. Şirkete gelene kadar zırladım ama nihayetinde artık kendime gelmem gerekiyordu neticede buna hazırlamıştım kendimi. Şirketime karşıda sorumluluklarım vardı, silkelendim ve bana yaraşır şekilde geldim ofise. Burayı da çok özlemişim, müdürümü, çalışma arkadaşlarımı, masamı :)

Hayat işte ne olursa olsun alışıyor insan. İçimde bir yerlerde acıyan tarafım var ama her şey güzel günler için. Oğluma borçluyum bunu... Ona güzel günler borçluyum, güzel hatıralar, güzel bir gelecek. İşte şimdi güç bende diyorum ve yoluma kaldığım yerden devam ediyorum. Bir çocuğun geleceğinden başka hiçbir şey önemli olmamalı, belkide anne olmak böyle bir şey.

Günün ikinci yarısında babaannesi ve dedesi oğlumu alıp şirkete getirmişler. Bana da çiçeğiniz var dediler, danışmaya indiğimde gözlerime inanamadım. Nasıl ama nasıl mutlu oldum tahmin edemezsiniz, işte o zaman kelimenin tam anlamıyla ohh be çektim. Alışacaktım, alışmalıydım.

İyi ki ama iyi ki varsın annecim, canıma can kattın 18 Eylül'de ve bugün de gücüme güç. Bunları bana yaşattığın için ben sana çok teşekkür ederim Aden'im. Cennetten esen Rüzgar'ımmm...



1 Kasım 2013 Cuma

Emzirmede Dikkat Edilecek Hususlar


• İlk önce bebeğinizin altını temizleyin.
• Emzirmeye başlamadan önce mutlaka ellerinizi sabunla yıkayın. Bu sayede, bebeğinizin mikrop kapmasını büyük ölçüde önlemiş olursunuz.
• Meme başınızı nemli ve temiz bir bezle silin.
• Bebeğinizi emzirmek için rahat bir pozisyon seçin. (Normal doğum yapmış kişiler özellikle dikişleri varsa oturmakta oldukça zorluk çekerler. Yattığınız yerden ya da sırtınıza bir iki yastık koyup ona yaslanarak da bebeğinizi emzirebilirsiniz.)
• Sırtınızı bir yere dayayarak destek alın.
• Bebeğinizin yüzü ve bedeni tam olarak size dönük olmalıdır. Daha çok emzirme = Daha çok uyarı = Daha çok süt
• İlk memeniz boşalıncaya kadar bebeğinizi emzirmeye devam edin. (yaklaşık 15 dakika) Bebeğiniz doymazsa diğer memeye geçebilirsiniz.
• Emzirmeye daima en son emzirilen memeden başlayın. O boşalınca diğerine geçin.
• Memelerden birini daha az emzirirseniz o memedeki süt yapımı azalacak ve durma noktasına gelecektir. (Sütü azalan memeyi bebek bir süre sonra emmek istemeyecektir. Bebek emmeyince de o memede süt yapımı tamamen duracaktır.)
• Her emzirmede ilk gelen sütte daha az yağ bulunur. Bebeğiniz emdikçe sütün yapısı değişerek yağ miktarı artar. Son gelen yağlı süt bebeğinizin doygunluk hissetmesini sağlar. Bu nedenle özellikle gece yatmadan bebeğinizin çok az emerek uyumasına izin vermeyin. Onu gıdıklayarak, yumuşak uyarıcı hareketler yaparak uzun süre emmesini sağlayın. Böylece karnı güzel doyan bebeğiniz uzun süre uyusun. Kısa süre emerek uyumasına izin verirseniz sık sık acıktığı için uyanacak ve sizin uyumanıza izin vermeyecektir.
• Her bebeğin emme süresi farklıdır. Bu süre 5 ila 30 dakika arasında değişebilir. (İlk zamanlar kısa süre emerler. Büyüdükçe çene kasları kuvvetlenir ve daha uzun süre emmeye başlarlar.) Ancak emme süresi bir saati geçerse doktorunuza danışın.


Bebek nasıl emzirilir ? Emzirme biçimi nasıl olmalıdır ?

• Göğüs temizliğinde sık sık sabun kullanmaktan kaçınmalısınız. Meme başında çatlaklara sebep olabilir. Başı anneye doğru, gövdesi dışarı dönük olan bir bebek meme başını tam kavrayamaz.
• Bebeğinizin başını kolunuzun iç kısmına yerleştirerek aynı kolunuzla bacak kısmından tutun (İlk zamanlarda bebeğinizi küçük bir yastığın üzerine yatırarak kucağınıza alırsanız emzirirken onu incitmek gibi bir endişeniz olmaz).
• Bebek hiçbir zaman yalnızca başından tutulmamalıdır. Annenin bebeği tutan ön kolu, onun sırtını, eli ise kalçasını destekleyecek şekilde olmalıdır.
• Diğer elinizin iki parmağıyla meme başını sıkıştırarak bebeğinizin dudaklarına değdirin. Hemen ağzını açarak emmeye başlayacaktır.
• Bebeğinizi emzirmeyi, sadece meme başından değil, meme başının çevresindeki koyu renkli kısım da bebeğin ağzına girecek şekilde yapmalısınız.
• Bu şekilde bebeğinizi tutuğunuzda, bebeğinizin çenesi ile memeniz arasında boşluk kalmamalıdır.
• Bebeğiniz memeyi emerken, memenizin burun deliklerini kapatmamasına dikkat etmelisiniz. Memenin üzerindeki parmağınızı hafifçe bastırıp, bebeğinizin rahat nefes almasına imkan hazırlamalısınız.
• Ayrıca bebeği emzirme sırasında uyuyup kalma ihtimalinizi göz önünde tutmalısınız (özellikle geceleri). Bu durumda bebeğin nefessiz kalmasını engellemek için en uygun pozisyonda olmalısınız.
• Emzirme işlemi bittikten sonra, memenizin ucunu sıkıp bir damla süt gelmesini ve bunun meme başına dağılarak kurumasını sağlayın. Yani kendi sütünüz ile meme başınızı temizleyin. Yaptığınız bu işlem, çatlamayı önleyerek meme başının yumuşak kalmasını sağlayacaktır.

22 Ekim 2013 Salı

Doğum Sonrası Depresyon Halleri


Doğum sonrası depresyonu gerçekten ne anlam ifade ediyor, lohusalık denilen şey bu mu ?
Hepimizin bildiği gibi hamilelik sürecinde zaten hormonlarımız ayağa kalkıp, bizleri yeterince hırpalamıştı. Ben Balık burcu bir kadın olarak; zaten duygusal biri iken hamileliğimde iyice ağlak olmuştum. Bir yandan olmadık şeylere de hemen parlayıp, alev alıyordum. Sabırsızlıkla doğuracağım günleri bekliyordum, Allah’ım artık bende normal biri olmak istiyorum derken buldum kendimi defalarca.
Ve sonunda, doğurdum. Peki o hallerim geçti mi, hayır (!)
Psikoloğumla hamilelik sürecimde o dönemi epey kolay atlatmıştım, Allahtan ki kendisi beni doğum sonrası döneme de çok ama çok iyi hazırladı. Bende kendisinden öğrendiklerimi ve bende işe yarayan durumları sizlerle paylaşmak istedim. Doğum sonrası depresyon, bazı kadınlar için hamilelik sürecine ve doğumdan hemen sonraki yaşadıklarına bağlı olarak gelişen, birçok depresyon belirtisi içeren bir ruhsal bunalım süreci. Öncelikle bunu bilmekte ve bilinçlenmekte fayda var. Peki bu bir hastalık mı ? Elbette, hayır. Bu dönemi, geçici bir dönem kabul etmekle ve ona göre davranmakta fayda var, bu sizi bir adım öne geçirecek yegane method. Bu sürecin biyolojik nedeni ise kadının hamilelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesidir. Ne yazık ki bu da depresif belirtilere yol açabiliyor. Genellikle bu süreç doğumdan sonra 4 ile 6 hafta arası sürüyormuş, bunu normal kabul ediyor uzmanlar ancak bu dönem uzarsa mutlaka uzman bir yardım şart. Buna dikkat etmekte yarar görüyorum. Aşırı mutsuzluk, halsizlik, gerginlik, ataklar vs gibi durumları yaşamanız çok ama çok normal. Bu bulgular ilk aydan sonra kendiliğinden azalacak ve her şey normale dönmeye başlayacak. Bu süreci atlatmak için ise;
  •  Bebek bakımında size yardımcı olacak eş, aile büyükleri, bakıcı vb gibi kişilerden fazla fazla yararlanmak.
  • Uyku düzeninizi oluşturmak, bebek ile birlikte sizin de dinlenmeniz şart.
  • Beslenmenize dikkat etmek. Bu dikkat size hamileliğinizde aldığınız kiloları kolayca vermenizde de fayda sağlayacak ve bebeğinize süt olarak geri dönecek.
  • Sevdiğiniz arkadaşlarınızla görüşmek. Bu sizi epey rahatlatacaktır.
  • Özgüven duygunuzu kendinize sıkça hatırlatmak.
  • Bebeğinizle iletişim kurmak, ona bir bakışınız bile sizi nasıl mutlu edecek kim bilir.
  • Mutlu hissettiğiniz günleri düşünmek. Tekrar o günlerinizdeki gibi davranabilirsiniz, bu süreci hızlandıracaktır.
  • Günlük planlar yapmak.
  • Ufak ta olsa her başardığınız şey için kendinizi mutlaka ödüllendirmek. Bu her kadına iyi gelir değil mi ?
  • Kulaktan dolma bilgilere, herkesin ne söylediğine kulaklarınızı tıkamak. Bu maddeyi hayatımızın her alanında uygulamak lazım bence.
  •  Bedensel aktivitelerinize devam etmek.
  • Gün boyunca ne hissettiğinizi not etmek ve haftanızın değerlendirmesini yapmak.


Unutmayın ki, bu dönemi yaşayan ne ilk ne de son kadın sizsiniz. Bu hamilelik gibi yaşanması olağan bir doğum sonrası. Bunun da keyfini çıkarın derim ben :) Bol neşeli, bol gülüşlü, bol bebek kokulu günler hepinize…

11 Ekim 2013 Cuma

23 Günlük Bebek Ne Demek ?

Aden Rüzgar bugün tam 23 günlük oldu. Günden güne büyüyor, değişiyor. Her gün daha tatlı oluyor, benim diye demiyorum ama muhteşem bir bebek :) Bu da sanırım kargaya yavrusu durumları oluyor, elimde değil :)

Aden Rüzgar ile birlikte bende her gün başka şeyler öğreniyorum, tecrübe ediyorum. Benim gibi taze anneler varsa bu yazı rehber olsun onlara :) Doğrusuyla yanlışıyla bakalım neler yaşadık oğlumla, iyi okumalar :)


  • Hastaneden çıkmak için can atıp, eve geçince ahhh keşke hep orada kalsaydım diyeceksiniz mesela...
  • Bebeğinizin en ufak bir ağlamasıyla gözünüzden akan yaşlara inanamayacaksınız mesela...
  • Bebeğin altını değiştirmek hususunda 4.günden sonra uzman oluyorsun mesela...
  • Bebeğin altındaki ıslaklığı anlayabilmek için mavi çizgiyi bulan insana yatıp kalkıp dua edeceksiniz mesela...
  • Emzirme yastığı denilen şeyin ne diye yapıldığını anlamanız sadece 5 gününüzü alacak mesela...
  • Bebeğiniz karnınızdayken kurduğunuz mutlu aile (ağlamayan bebek) tablosunu unutmanız ise sadece 1 hafta sürecek mesela...
  • Koca ile birlikte yaptığınız kahvaltıları, mutlu akşam yemeklerini ise hafızanızda sadece hatıra olarak bırakmanız 5 gün kadar sürüyor mesela... (bu süre zarfında ısrarla deneyeceksiniz ama kazanan bebeğiniz olacak)
  • Bebeğiniz mışıl mışıl uyuyor iken ''aman Allahım ağlıyor'' diyerek ışık hızı ile odasında bitivermeniz ise sadece 2 gününüzü alacak mesela... Çıldırmıyorsunuz merak etmeyin, o ses hep kulaklarınızda olacak, alışın bence.
  • Herkes kendi çocuk büyütme hikayesini yazıyor, bunu anlamanız sadece 1 gününüzü alacak mesela... En iyi çözüm kulaklara pamuk...
  • Her gün bebeğinizle dışarı çıkmak için hazırlanacak ama ya üşütürsem diye vazgeçeceksiniz mesela... (Ben kararlıyım hafta sonu çıkacağım artık, delirmeme ramak kaldı yoksa)
  • Gaz çıkarmak hususunda master degree yapacaksınız ve buna inanamayacaksınız mesela...
  • Gaz çıkartan birine kahkahalarla 'aferin' demenin ne büyük mutluluk olduğunu öğreneceksiniz mesela...
  • Gece uykularınızın ne kadar tatlı ve kıymetli olduğunu anlayacaksınız mesela...
  • Bebeğiniz altına yaptığında değiştirmek için acele edecek ancak işinin henüz bitmediğini üzerinize kaka yada çiş yapınca anlayacaksınız... Ve bir daha bu hataya düşmeyip, yemezler artık paşam nidalarıyla bebeğinize caka satacaksınız mesela...
  • Onu uyutmak için can atacak, uyusun diye yalvaracak, uyuduğunda ise 'hadi artık uyansın, özledim' söylemlerinden kendinizi alamayacaksınız mesela...
  • Yanı başınızda uyuyan küçük meleğinizin çektiğiniz fotoğraflarına bakacaksınız, ne kadar özlemişim diyecek ve sonra kendi kendinize güleceksiniz mesela...
  • Sizi arayan herkese ısrarla onu anlatacaksınız mesela...
  • Doktor kontrolleriniz için gün sayacaksınız ve onun büyüdüğünü doktorunuzdan duymak için sabırsızlanacaksınız mesela...
  • Romantizmin sadece yenilen bir yemek, alınan bir hediye, söylenen aşk dolu sözcükler olmadığını koca ile bebeğinizi yıkarken anlayacaksınız mesela... Hatta kocanıza tekrar aşık olabilirsiniz :)
  • Gündüz uyuyan bebeğiniz gece de uyuyacak sanıp, koca ile huzur dolu akşam hayali kuracaksınız ama nafile...
  • Her gün dua edecek ve iyi ki diyeceksiniz mesela...

4 Ekim 2013 Cuma

WorkingMother TR

Herkese selamlar...

Sizlerle güzel bir haberi paylaşmak istedim, blog yazarı olarak artık yazılarımı ve paylaşımlarımı Working Mother dergisinde bulabilirsiniz.


Çalışan annelerin, anne adaylarının ilgiyle takip ettiği, içeriği bol, rehber niteliğindeki konu ve yazıları ile bebekli hayatımıza bir nebze de olsa farklı bakış açısı kazandıracağı, tüm annelerin ortak paydada buluşabileceği sıcak ve samimi bir ortam olan Working Mother'ın bir üyesi olmaktan mutluyum.

Hepinizi bu mutluluğa davet etmekten gurur duyarım :)

Sevgiler...

13 Eylül 2013 Cuma

Rüzgar'lı Günlere 5 Kala !

Geri sayımın bu kadar heyecanlı olduğunu ilk hissedişim... Korku, heyecan, mutluluk, özlem, endişe ne varsa insana dair hepsini hissediyorum şu günlerde. Sabırsızlanıyorum artık oğlumu kucağıma almak için. Onunla 9 ay boyunca neler yaşadık, neler konuştuk, neler hissettik... Kokusunu içime çekmek için çok az kaldı, tam 5 gün. 18 Eylül'de Rüzgar artık kucağımda olacak Allah kısmet ederse.



Rüzgar ve kendim için hep normal doğum hayali kurdum ama Rüzgar rahatına pek düşkün olduğundan, normal doğum yoluna girmedi. Ters şuan kendisi :) Sanırım böyle daha mutlu :)  Doktorumuz artık son haftaların tehlikeli olduğunu, Paşa'nın dönmeye pek niyeti olmadığını uzun uzun anlattı bana. Epidural sezeryan olacağım bu yüzden. Normal doğum hayal ederken bile bu kadar korkmuyordum, aslında tam olarak hissettiğim korku mu onu da bilmiyorum, içim bir tuhaf anlayacağınız.

Normal doğuma endekslediğimden kendimi, epidural sezeryanı pek araştırmamıştım. Şimdi şimdi bilgi ediniyorum, yazımı okuyan tecrübe edinmiş anneler var ise konu ile alakalı yorum lütfen :)

Haftaya çarşamba saat 13.30 da yeni bir hayata merhaba diyeceğim, bugüne kadar bizimle olan tüm sevenlerimize teşekkür ederiz.

Hepinizi bekleriz ilk buluşmaya.



25 Haziran 2013 Salı

Oğlum'a...

Güzel Oğlum,

Seni kollarıma almaya, kokunu içime çekmeme çok az bir zaman kaldı. Neredeyse iki ay sonra bizimlesin. Daha doğmadan sana sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşünüp, bu duygu ile saatler hatta günlerce mutlu oluyorum. Bana öyle güzel ve benzersiz duygular yaşatıyorsun ki sana sadece bunlar için bile bir anne olarak minnettarım.

Geleceğin dünya pek temiz değil annecim ama bir o kadar renkli ve değerli. Sana elimden geldiğince hayatın renklerini göstermeye ve yaşatmaya çalışacağım, şimdilik bunu ne kadar başarabilirim bilmiyorum ancak annen olarak sana söz veriyorum; hep senin yanında olacağım. Bazen düştüğün anlar olacak, canın yanacak hatta üzüleceksin... Sen tüm bunları yaşa oğlum, canın yansa da, üzülsen de hayatın tüm renklerini ve sana getirdiklerini doyasıya yaşa. Her an'ın tadını çıkar gönlünce.

Önce emekleyeceksin, sonra yürüyecek ve zamanı geldiğinde koşacaksın. Sakın yorulma... Hayatta kendi değerlerin olsun ve bunlardan asla vazgeçme. Sen olmaktan pes etme, hayatın sana kattıkları ile harmanla ruhunu, özgür ol. Kimsenin, hiçbir şeyin esiri olma. Bu hayatta -ki bunu öğreneceksin- en büyük başarı kendin olarak kalabilmek. Annen olarak sana öğütleyeceğim yegane şey bu.

Sonra aşık ol oğlum, unutma ki sende benim aşkımın bir parçasısın. Aşk hayatın boyunca tadabileceğin en eşsiz duygu, bu duygu sonucunda nefesin kesilecek, kalbin sıkışacak... Ve sende tüm bu duygular sonucu var oldun; sanırım bu yüzden çok şanslısın. Şansın; bu satırları okuyabildiğin için, aşk çocuğu olduğun için ve aşk olduğun için. Tüm bunlar için şükret, şükretmeyi bil. Varsın evin, araban, malın mülkün olmasın... Nefes alabildiğin için, kar yağarken onu seyredecek bir camın olduğu, sıcak bir yuvan, senin bir damla gözyaşın için dünyayı yakacak ve seni ne olursa olsun hep delice sevecek bir annen ve baban, yanında olmayı daha şimdiden göze almış sevenlerin için şükret.

Sonra çok çalış, kimsenin bu hayatta senin ne ile nasıl meşgul olacağına karışmasına izin verme bu biz olsak bile. Kendi kararlarının sonuçlarını mutlu yada mutsuz yaşamasını öğren, mutlu olacağın bir işin olsun. Unutma ki sen ne yaparsan yap, biz seninle hep gurur duyacağız. Sevdiğin işin para kazandırsın sana. Kazandığın paralar seni mutlu edecek şeylere sebep olsun.

Vicdanın ve merhametin olsun oğlum, dünyada en önemli şey vicdandır annecim. Kimsenin hakkını yeme, hakkını yedirtme. Başını her gece yastığına huzurla koy. Kimsenin seni ezmesine müsade etme ve kimseyi ezme hakkını hak sayma yavrum. Böyle insanlar o kadar azaldı ki, sen onlardan olma. Ne olursan ol, ne iş yaparsan yap annenin bu dediklerini hiçbir zaman unutma. Kimsenin senin hakkında ne düşündüğünü umursama, böyle şeylere çok takılırsan sen sen olamazsın annecim.

Ve annecim, bir kadına her zaman kibar ol. İlla sevmen, aşık olman gerekmez, karşı cinsine karşı hep nazik ve kibar davran. Özel günleri hiçbir zaman atlama, bunlar için ayıracak bir vaktin hep olsun üstelik ne kadar yoğun olursan ol. Tek dal çiçek bile, seni sevenlerin yüzünü güldürmeye yeter. Bunu onlara çok görme.

Seni kucağıma alıncaya kadar, aldıktan sonra, büyüsen bile ben hep sana yazacağım oğlum. İlerde bu konular üzerine tartışacağız belki, kıracağız birbirimizi ama sen şunu bil bu kadın sana hep aşık kalacak.

Seni özlemle bekliyorum, iyi ki canımdasın annecim...
Seni çok seven,
Annen...



24 Mayıs 2013 Cuma

Bebek Modası ? Olur mu, Olur tabi...

Köfte tam 5,5 aylık, karnım büyüdü ve hareketlendi. Sanırsın oğlan içeride tek kale mac yapıyor, yerimizde duramıyoruz. Enerji bakımından aynı annesi, atom karınca mübarek :)
Oğlum için daha şimdiden ne alsam, ne giydirsem telaşesine düştüm. Ben oyle sıradan, stili ve kimliği olmayan giyinmelerden pek hoşlanmam hatta hiç sevmem. İnsanlarin giyinisleri aynı zamanda hayatta duruşları bana göre. Ve onların da bir kimliği olmalı... Bu bebekler için de geçerli, anlamıyorlar, bilmiyorlar diye eline ne gelirse cocuğa giydirmek pek doğru degil. Tamda bu yüzden super anne is basında... Daha yeni yeni oğluma bir seyler almaya başladım, kimileri buna batıl inançları ile uğursuzluk deselerde ben kötü düşünüp kötüyü yasamak istemiyorum. Hatta bir insanın heyecanına ortak olmak yerine boyle şuursuzca davranan, kişilerin hayatlarına dilediği gibi yorum yapma hakkını kendinde bulan saçma salak insanlardan hiç hazetmiyorum. Toplumsal bir mesaj verdikten sonra yazıma devam edebilirim sanırım :)
Kağanky Tasarim'dan Elif Hanım oğlum için şahane bir ilk adım ayakkabısı tasarladı. Bizde sevgi ve coşku ile dolduk tabi :) Ayakkabi da ufak ve bolca piriltilarda var, oglunu hem modern hem şık giydirmek isteyen annelere tavsiyemdir. Artik taşlari yada pembe rengi sadece kizlara ait sananlar bu duruma eminim yorum yapacak ama onlar beni hiiiicccc ilgilendirmiyor. Giydirecegim gunü iple çekiyorum. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ederim, ederiz yani :)


Geçtiğimiz hafta Anneler Gunü dolayısıyla Bursa'ya annemi ziyarete gittik esim ve ben. Ee tabi Bursa'ya gitmişken de gezmemek olmaz... Kardeşim ve ben Bursa İnegol'de yeni açılan İnegol Avm'yi ziyaret ettik, esim ise herzaman ki gibi uyumayı ve dinlenmeyi tercih etti.

LC Waikiki mağazasını bir gözden geçireyim dedim. Bebek giyim de kesinlikle tercih edilmeli bence, hem cok güzel seyler var hemde cüzdanı yakmayacak fiyatlar. Günlük giyim için ideal bir secim. Bende ileride bolca ihtiyacım olacağına inandığım tulumlar aldım oğluma. Eylül bebeği olacağından hem kısa kollu hemde uzun kollu tercih ettim.
Sunu söylemeden geçemeyeceğim; alışveriş yaparken hemde bebeğin için secim yaparken cok mutlu oluyorsun. Sanki onun varlığını daha net hissediyorsun, o artık ben burdayim diyor. 
 
Sevgili anne adayları, kim ne derse desin siz hissettiğinizi yapmaktan asla vazgeçmeyin. O bebek sizin, hayattaki en önemli varlığınız. Kimse sizi sizden daha iyi anlayamaz, kulaklarınızı gelen tüm kötü yorumlara tıkayın ve hamileliğinizin tadını çıkarın. Kaçımız hayatta bir kez daha bu duyguyu yasayacak ? Özellikle benim gibi tek cocuk düşünenlere sözüm... Kendinizi ve bebeğinizi ozel hissettirecek ne varsa tadın.
 
Hepinizi öperim.
Sevgiler...